“KAPIDAĞ’ı keşfe çıkalım mı?”

“KAPIDAĞ’ı keşfe çıkalım mı?”

Balıkesir’e bundan tam 20 yıl önce gelmiş milenyuma burada girmiş, vatan görevim olan askerlik hizmetimi burada yapmıştım. O zamanlar izinli olduğumuz günlerde arkadaşlarımla keşfe çıkardık. Mesela, Güre milli parkına gidip o buz gibi akan dere kenarında yemyeşil ağaçların altında mis gibi havayı soluyup, tertemiz sularından içip ömrümüze ömür kattığımızı hissederdik. Tabi her şeyin bir sonu olduğu gibi askerliğin de bir sonu vardı ve bitti. Balıkesir’i ardımızda bırakıp gittik. 

Ta ki 2013 yılına kadar…

Yıllar sonra tekrar Balıkesir’e bu kez iş için, yaşamak için çoluk çocuk ailece döndük. Biz ailecek hiç görmediğimiz yerleri ayrı bir heyecanla keşif duygusuyla gezmeyi, görmeyi, yaşamayı seven bir aileyiz. Bu nedenle yaşayacağımız şehirde bulunan yerleri gezmeye başladık. Mıhlı çayı,  Altınoluk eski köy meydanı, Hasanboğuldu, Kaz dağları, Seyit Onbaşı anıtı, Şeytan sofrası, Cunda, Balya maden alanı, Dursunbey suçıktı, Kepsut Gelendost ormanı, Bigadiç Termal suyu, Sındırgı harika doğası ve baraj gölü, Susurluk ayranı ve çataldağ, Gönen parkı, Manyas kuş cenneti, Bandırma sahili ile Edincik, Marmara adası ise bir başka ve de son olarak Erdek KAPIDAĞ…

Kapıdağ gezimiz öncesinde biraz araştırma yaptık. Gerekli yardımcı malzemelerimiz olan haritamızı, yiyecek ve giyeceklerimizi, küçük yardımcı el aletlerimizi ve de aracımızın yakıt, lastik ve diğer bakımlarını yaptıktan sonra Balıkesir merkezden yaklaşık 110 km mesafede bir tarafta Edincik körfezi diğer tarafta Bandırma körfezi arada Belkıs (Balkıs) Tombolosu üzerinden geçerek Kzykos antik kentine yani Kapıdağ’ın başlangıcına ulaştık. Kapıdağ yarımadasının çevresini Erdek, Ocaklar, Narlı, Turan, Ballıpınar, Çayağzı, Çakılköy, Karşıyaka, Tatlısu ve Aşağıyapıcı köylerinden geçerek yaklaşık 110 km’lik kah asfalt yolda kah stablize yolda yavaş yavaş o güzelim manzaralar eşliğinde ilerleyerek turunuzu tamamlayabilirsiniz. Yolda ilerlerken Ocaklar, Büyük ova, Doğanlar, Turan, Ormanlı, Ballıpınar ve daha nice küçük, sakin, çakılsız, altın renkli, uzun sahilleri ile tabi doğal plajları ama uzaktan ama yakınlarından geçerken görürsünüz. Bunlarla sınırlı olduğunu düşünüyorsanız yanılırsınız o yemyeşil ormanlar, nefis doğal havası, püfür püfür esen rüzgar ise sizi bunaltmadan yürüyüşünüzü gerçekleştirebilirsiniz. Kapıdağ zirvesine çıkarken Yukarı Yukarı Yapıcı mevkiini geçtiğinizde ulaştığınız orman içindeki Kirazlı Manastırı ve Hadrian Tapınağı ise sizi tarihle buluşturacağına hatta onunla tanışmak isteyenler için ideal bir soluklanma alanıdır. Ayrıca bir de Seyitgazi Tepesi vardır Kapıdağ’da, insanlar genelde adaklarını burada adarlar. Yarımadanın yüksek kesimlerinden o güzelim sahili olan Erdek ve karşılarındaki Paşalimanı adası ve Marmara ilçesi adaları da rahatlıkla görülebilmektedir.

Yalnız şunu da ulaşım için özellikle belirtmekte fayda var. Yaşı orta ve üzerindeki pek çok “genç” İstanbul’lunun 70’li ve 80’li yılların en tanınmış sahil turizmi destinasyonu Erdek’le ilgili gençlik anıları mutlaka vardır. O zamanlar, İstanbul’dan Erdek’e vapurla 5 saatte varılıyordu. Şimdi ise hızlı feribotlar sadece 2 saat 30 dakikada yolcuları Bandırma’ya indiriyor. Bandırma Erdek arası da toplu taşımayla 20 dakikalık bir mesafededir. Yeni İstanbul İzmir otoyolunu kullanıp Osmangazi körfezinden geçerek Karacabey gişelerinden çıkıp Erdek’e yaklaşık 3 saatte ulaşabiliyorsunuz. Kapıdağ, Erdek, Bandırma ve de Balıkesir artık İstanbulluya çok daha yakınlaştı.

Sizlere biraz yarımadanın tarihi, bitki türleri, anıtları, ormanları, dere ve şelaleleri hakkında kısaca bilgi aktarmak isterim. Tabi bu aktaracağım bilgilerin Balıkesir İl Kültür Turizm Müdürlüğünden aldığımı da ifade etmek isterim:

KAPIDAĞ : Antik dönemde Dindimos dağı olarak bilinen Kapıdağ, Marmara Denizi’nin güney kıyısında anakaraya 1500-2000 mt mesafede bir berzah ile bağlı, ters üçgen şeklinde ve yaklaşık 300 km2 ölçüsündedir. Yapısında granit, kuvarsit, mikaşist ve gnays olduğu bilinmektedir. Yarımadanın neredeyse %70-80’ini ormanlık alan oluşturmaktadır.  

 Yarımada’nın kuzey ve batı yönleri oldukça dik yamaçlara sahipken batı ve güney tarafında bağlar, vadiler, ağırlıklı olarak zeytin bahçeleri yer yer meyve bahçelerinin olduğu daha düz ve bazen de deniz seviyesinde düzlükler ve genellikle yaz aylarında kuruyan dereler bulunmaktadır. Bu dereler denizin tuzluluk oranını düşürmektedir. 

Kapıdağ sahip olduğu zengin biyolojik ve kültürel çeşitlilik ile ülke genelinde ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Kapıdağ Yarımadası’nın 10 tanesi yurdumuza ait olan endemik bitki türü olmak üzere 668 tane farklı bitki türüne sahip olduğu yapılan bilimsel yayınlarda yazmaktadır. Yarımada’da en yükseği 803 mt olan Dedebayırı Tepesi olmak üzere 600-803 mt arasında değişen yüksekliğe sahip tepeler mevcuttur. Bunlar Ademkaya, Klapis ve Çavlı Tepeleridir.

Kapıdağ Yarımadası Akdeniz makro klimasının ana karakterini yansıtmaktadır.  Ancak yaz aylarının Akdeniz iklim tipinde olduğu kadar sıcak ve kurak geçmemesi, kış mevsiminin ise bu iklim tipine oranla serin olması nedeniyle, buranın iklimi Akdeniz ve Karadeniz iklimi arasında geçiş özelliği gösteren ‘Marmara Geçiş Tipinin’ etkisi altındadır. Yüksek kısımlardaki ormanlık alanda defne, gürgen, meşe, kayın, kestane, akçaağaç, diş budak, kavak, karaağaç, kızılağaç, söğüt, çınar, erguvan, kızılçam, karaçam, ıhlamur ağaçları vardır. Yaklaşık 300 mt yüksekliğe kadar fundalık bitki türü görülürken 300 mt’den sonra gür ormanlık mevcuttur. Ova ve yamaçlarda da zeytin ağaçları da bulunmaktadır. Ormanlık alanda ayrıca dereler ve şelaleler de vardır. Bir tanesi Langada Şelalesi olarak bilinmektedir.

Yapılan jeolojik araştırmalar sonucunda Kapıdağ’ın yarımada olmadan önce bir ada olduğu ve ana kara ile ada arasında oluşan akıntılar nedeniyle dolarak oluşan tombolo (saplıada) ile yarımadaya dönüştüğü anlaşılmıştır. Bu özelliği ile de ülkede tek örnek olarak bilinmektedir.

Yarımada’nın çevresinde sahilde 13, iç kısımlarda da dört olmak üzere 17 tane köy yer almaktadır. 1923 yılında Türkiye ve Yunanistan arasında yaşanan mübedeleye kadar yarımadadaki köylerin genelinde Rumlar yaşarken 1923 yılından sonra Hamalı ve Tatlısu haricindeki diğer köylere Selanik’ten gelen göçmenler yerleştirilmiştir. Tatlısu Köyü’nde Ermeniler’in yaşadığı ve isminin de Ermeni Köy olduğu kaynaklarda yazmaktadır.

KİRAZLI  MANASTIRI : Antik dönemde Dindimos dağı olarak bilinen Kapıdağ’da yer alan Kirazlı Manastırı eskiden Kapıdağ çevresindeki köylerde yaşayan Rumların dini merkeziydi. Manastır, “Havari Lukas’ın” eseri olduğuna ve mucizeler yarattığına inanılan “Panagia Faneromeni” (Faneromeni Meryem’i) ikonasından medet uman binlerce kişi tarafından ziyaret ediliyordu. Rivayete göre Kurşunlu Manastırı’ndan çalınan ikona bir şekilde Yukarıyapıcı Köyü halkından birisinin eline geçmiş ve o da ikonayı Kirazlı Manastırı’na teslim etmiştir. Bu ikona günümüzde İstanbul’da Fener Rum Patrikhanesi’nde muhafaza edilmektedir. Yapı ile ilgili 1985 yılında yapıldığı ve 99 odaya sahip olduğu, iki katlı olduğu ve 1922 yılından sonra kullanılmadığı bilgisi haricinde bilgi mevcut değildir. Günümüze kadar sadece Kirazlı Manastırı’na ve içindeki kiliseye ait olan ait duvar kalıntısı gelebilmiştir.

        KYZİKOS : Kyzikos antik kenti, Balıkesir İli Erdek İlçesi, Düzler Mevkii olarak bilinen yerde  Kapıdağı Yarımadası’nın anakara ile birleştiği kıstağın güney ucuna yakın kısımda yer almaktadır.

Kyzikos’ta ilk yerleşenler Thessalia’dan Aeol saldırılarından kaçarak gelen Dolionlar’dır. En erken yerleşim tarihinin M.Ö. 756 olduğu ve kentin Milet kolonisi olarak kurulduğu kabul görmektedir. Lydia Krallığı’nın M.Ö. 546 yılında Persler tarafından yıkılması sonrasında Kyziko’un da dâhil olduğu Mysia Bölgesi Persler’in eline geçmiştir. Persler’in Lydia Krallığını yıkarak bu bölgede söz sahibi olması sonrasında başkenti Sardes olan Güney Satraplığı ve başkenti Daskyleion olan Kuzey Satraplığı kurulmuştur. Kyzikos Kuzey Satraplığın başkenti olarak kabul edilen Daskyleion’a bağlanmıştır.  Ancak M.Ö. 364 yılında Kyzikos, Daskyleion satrapı Ariobarzanes’e isyan ederek bağımsızlığını ilan etti. Daha sonra M.Ö. 362 de ise Kyzikos, Artake’yi (Erdek) ve Prokonnesos’u (Marmara adası) ele geçirdi. Kyzikos’un yakın çevresindeki yerleşimleri de ele geçirerek güçlenmiş olması ve konumunun stratejik öneme sahip olması nedeniyle Persler tarafından bir kez daha ele geçirilmek istenmiş ve kuşatılmıştır. 

Pers Kralı III. Dareios, Büyük İskender’in Asya seferi için hazırlandığını öğrendikten sonra Hellespontos’u elinde tutabilmek için Kyzikos’u tekrar ele geçirmek istedi. Ancak başarılı olamadı.  M.Ö. 334 de Büyük İskender’in orduları Granikos’da (Biga Çayı) Pers ordusunu yenmiş ve böylece Batı Anadolu’daki yaklaşık 200 yıllık Pers egemenliğini sonlandırmıştı. Kyzikos’un Perslere’e karşı mücadele vermesi nedeniyle de Büyük İskender, Kyzikos’a idari açıdan serbest bıraktı.

Büyük İskender’in M.Ö. 323 yılında Babil’de ölmesi üzerine oluşan boşluk nedeniyle İskender’in Makedonyalı generalleri arasında yönetimi ele geçirmek için büyük anlaşmazlıklar yaşanmıştır. M.Ö. 301 yılında Batı Anadolu Büyük İskender’in komutanlarından Lysimachos’un yönetimine geçmiştir.  Lysimachos’un ölümünden sonra Lysimachos’un hazinesini ele geçiren Komutan Philetairos tarafından M.Ö. 283-133 yılları arasında Pergamon (Bergama)  Krallığı kurulmuştur. Bergama Kralı Philetairos’un M.Ö. 280-275 yılları arasında yaptığı yardımlarla Kyzikos ile Pergamon arasında başlayan dostluk ilişkileri I. Attalos’un (M.Ö. 241-197) Kyzikoslu Apollonis ile evlenmesi üzerine daha da güçlenen kent özellikle deniz donanması yönünden oldukça ileri duruma gelmişti.

Roma Cumhuriyeti’nin en başarılı ve zeki düşmanı olarak kabul edilen BüyüK Mithridates olarak da anılan Pontus Kralı VI. Mithridates Eupator M.Ö. 73’de denizden ve karadan Roma kalesi konumundaki Kyzikos’u kuşattı Romalı L. Licinius Lucullus da kenti kuşatmış olan Pontus ordusunu kuşatarak Kyzikos’a destek vermiş ve VI. Mithridates’i geri çekilmek zorunda bırakmıştır. Kendilerine destek olan Kyzikoslular L. Licinius Lucullus’u kurtarıcı olarak karşılamışlardır. Roma, Kyzikos’un VI. Mithridates’e karşı vermiş olduğu mücadele karşısında kentin özgürlüğünü kabul etmesinin yanı sıra çevresindeki birçok yeri de bu kente bağlamıştır.

Roma İmparatorluk Dönemi’ne geçildiğinde ise İmparator Augustus önceleri Brutus ve Casius’a, daha sonra Antonius’a kapılarını açmış olmaları nedeniyle M.Ö. 20 de Kyzikos’a verilen ayrıcalıkları tümüyle geri almış ve bağımsızlığını sonlandırmıştır. Kırım yarımadasındaki ayaklanmayı bastırmak için Sinope’ye gönderilen Agrippa Kyzikos’da iyi karşılanınca kentin ayrıcalıkları ve bağımsızlığı geri verildi. Bu nedenle halk da Augustus adına tapınak inşa etmeye başladı ama tapınağın tamamlanmaması, törenlerin yapılmaması  nedeniyle ve verilen ayrıcalıkları yine geri alınmıştır. 

M.S. 37 yılında İmparator Tiberius’un ölümü sonrasında kente  hakları geri verildi ve onarım faaliyetlerine de yardım  edilmiştir.  İmparator Galigula’dan (M.S. 37-41) İmparator Hadrian (M.S. 117-138) dönemine kadar Kyzikos’un refah düzeyinin yüksek olduğu bilinmektedir. 

Kyzikos, M.S. 117 de meydana gelen 7 şiddetindeki depremle büyük ölçüde tahrip olmuştur. İmparator Hadrian M.S. 124 de Asya gezisine çıktığında Kyzikos’a gelmiş maddi destek vermiştir. Bu destekle kentinin onarımı tamamlanmış ve  Tanrı Zeus adına yapımı başlayan ancak tamamlanamayan tapınak İmparator Hadrian’a adanmıştır. Bunun karşılığında da İmparator Hadrian  Kyzikos Kenti’ne “Neokoria” unvanını vererek ayrıcalık tanımıştır.

M.S. 194’de İmparator Septimus Severus ile Pescenius Niger arasında yaşanan savaştı Kyzikos’un destek verdiği Septimus Severus kazanmıştır.  M.S. 297 de İmparator Diokletianus, İmparatorluğun vilayet teşkilatlarında yaptığı düzenlemeler sonucunda Kyzikos, Troas ve Küçük Frygia’nın bir bölümü ile 33kenti içine alan Hellespontos Eyaleti’nin merkezi olmuştur. 

M.S. 325 İznik konsülüne Kyzikoslu Theonos gönderilmiş, M.S. 376 da ise Arianus tarafından Kyzikos’da bir konsül toplanmıştır. İmparator Iustinianus döneminde (M.S. 543) meydana gelen 9 şiddetindeki deprem sonrasında halk büyük ölçüde kenti terk etmiştir.

Kyzikos, antik dönemde üzüm bağları ve zeytin ağaçları nedeniyle şarap ve zeytinyağı ticareti açısından her zaman bölgenin önemli kentlerden biri olmuştur. Kentin sahip olduğu yapılar; akropol, tapınak, amfiteatr, duvarlara, tiyatro, agoralar, sur metroon, bouleuterion, prytaneion, üç adet liman.

Kyzikos Antik Kenti çevre halkı tarafından Belkıs/Balkız olarak isimlendirilmiştir.

Ayrıca, 2015 yılında Balıkesir Valiliğinin öncülüğünde Güney Marmara Kalkınma Ajansı’na Balıkesir’in turizmine katkı için bir çalışmaya başlanmış 2017 yılında ise sonuçlanmıştır. Bu çalışmaya “Misya Yürüyüş Yolları”  ismi verilmiştir. Dursunbey, Edremit, Erdek, Gömeç, İvrindi, Kepsut, Sındırgı ve Susurluk ilçelerinde gezip görülebilecek rotalar (http://misyayuruyusyollari.gov.tr/) oluşturulmuş olup misafirlerinin o bölgeleri keşfetmelerini beklemektedir. Bu arada Erdek Kapıdağ bölgesinde; Ballıpınar – Kirazlı Manastırı 9,4 km orta düzey, Kzyikos – Amfiteatr – Tatlısu 11 km kolay, Tatlısu – Kirazlı Manastırı 8,5 km kolay düzeyde 3 adet rota oluşturulmuştur.  

Ve son söz olarak şunları da ilave edip sizlerin Kapıdağ Yarımadasını keşfetmek için zamanın hızla geçtiğini hatırlatmak isterim.

Osman Zeki ŞAHİN, Y. Mimar
osmanzekisahin@yaani.com
pinterest.com/osmanzekisahin
instagram.com/osmanzsahin
tripadvisor.com.tr/Profile/ozekisahin

Pin It on Pinterest