#ŞehirSoykırımı

#ŞehirSoykırımı

Aslında ne acı bir kelime “soykırım”! Günümüzde sıkça gazete, televizyon, radyo veya sosyal medyadan duyduğumuz bazen bizleri hüzünlendiren ve kızdırandır bu kelime… Soykırım, bir grubun varlığını ortadan kaldırma amacıyla gruplara karşı işlenen şiddet içeren suçlara karşılık gelen çok özel bir terimdir. Bizim tabi üzerinde duracağımız konu insanlığa dair olan kısmından ziyade antik veya kadim şehirlere (konutlara, sosyal alanlara, anıtlara, ibadet yapılarına, kapalı çarşılara vb.) yapılan geçmişle olan bağlarımızı kopartmaya yönelik yapılan “şehir soykırımından” yani mimari soykırımdanbahsedeceğim. Türkçe’de hiç kullanılmayan fakat Lâtince’de olan bir kavram var: Urbicide.Şehir katliamı, şehir soykırımı demek. Şehirde Urbicide, katliama dair bir örnek vermek istiyorum. Bu örnek günümüzde maalesef halen yaşanıyor… Şekil 1’de örnek olarak değineceğim zamanında Osmanlının en değerli şehirlerinden şimdilerde Suriye’nin tarihi şehri Halep (Aleppo)’dir.

Şekil 1: Halep (Aleppo) 1912 Tarihli Antik İl Haritası (https://www.antiquemapsandprints.com/aleppo–halab-antique-town-city-plan-syria-1912-old-map-chart)

Şehir, farklı medeniyetlere bakıldığında şehr, kend, la cité, polis, civitas ve medine sözcüklerinin eş anlamlı veya yakın anlamda kullanıldığını görmek mümkündür. Dilimize geçen şehir kelimesi Farsça’daki şehr kökünden gelmektedir. Farsça şehr kelimesi; çalışma yaşındaki nüfusunun çoğunluğu ticaret, sanayi ve yönetim gibi işlerle uğraşan büyük yerleşim merkezlerini ifade etmektedir. Osmanlı belgelerinde ise şehir, “cuma kılınır vepazar durur yer” şeklinde tanımlanmaktadır (Küçükaşcı, 1999). TDK ise, “nüfusunun çoğu ticaret, sanayi, hizmet veya yönetimle ilgili işlerle uğraşan, genellikle tarımsal etkinliklerin olmadığı yerleşim alanı” olarak tanımlamaktadır.

Kuzey Suriye’nin en önemli şehri ve kendi adını taşıyan ilin merkezi olup Anadolu’dan Mezopotamya’ya ve Akdeniz’den İran’a giden ana yolların kavşak noktasında kurulmuştur. Bu dikkat çekici coğrafî konumu dolayısıyla kervanların uğrak yeri olmuş,bunun sonucunda ticaretle zenginleşip medeniyette yükselirken sık sık aynı yollardan sefere çıkan orduların tahribatına ve yağmalarına mâruz kalmıştır. Şehir, Eskiçağ tarihinde taşıdığı önemi coğrafî konumu kadar fırtına tanrısı Adad’ın kült merkezi olmasına daborçludur. Halep şehri, kilometrelerce uzayan tarihi çarşısı, dünyanın en büyük ve görkemli camisi ve son derece canlı ticaret hayatı ile Ortadoğu’nun eski ve kadimkentlerinden biriydi. 1986 yılında UNESCO Dünya Kültür Mirası listesine dahil edilen Halep’in tarihi merkezi, 2011 yılının sonlarına doğru Suriye’deki iç savaşın bu kente de sıçramasından sonra şu an nerede ise tamamen harabe haline gelmiş durumda (Fotoğraf1). Kentin ünlü ve ihtişamlı kalesi bile defalarca bombalandı, ateş altında kaldı ve yakıldı. Halep’in günün birinde yeniden eski, canlı günlerine dönebilme ihtimali şimdilik pek mümkün görünmüyor. Ve kent içindekilerle birlikte acı çekiyor…

Fotoğraf 1: Halep Savaş Öncesi ve Şimdi

Halep’te 1946 yılında ilk defa mimarlık fakültesinin açılmasıyla başlayan yükseköğretim faaliyeti şehri ülkenin ikinci büyük eğitim merkezi haline getirmiştir. Mimarlık Fakültesi açılmasının nedenleri ise kalabalık nüfusu, ticareti ve aşağıda birkaç tanesininismini yazacağım önemli mimari eserleri:

  • Halep Kalesi: Dünyanın en büyük ve en eski kalelerinden biri olarak tanınan kale, birçok medeniyet tarafından kullanıldı. Bugünkü hâlini Eyyûbiler devrinde aldığı düşünülüyor.
  • Ulu Camii: 8. asrın başlarında inşa edilen caminin 1090 yılında yapılan minaresi 2013 yılında savaş nedeniyle yıkıldı (Fotoğraf 2).
  • Mescidü’l-etrâs: Halep’te inşa edilen ilk caminin duvarlarındaki kitabeler tarihî birer belge özelliği taşıyor.
  • Firdevs Medresesi: 1235 yılında Eyyûbî Hükümdarı el-Melikü’n-Nasır Yûsuf’un eşi Safiyye Hatun tarafından yaptırıldı.
  • Hüsreviye Külliyesi: Cami, medrese ve türbeden oluşan külliye, Kanuni Sultan Süleyman’ın vezirlerinden Hüsrev Paşa tarafından Mimar Sinan’a yaptırıldı. Şehrin tanık olduğu son savaşta yerle bir edildi.16. yüzyılda Doğu Arabistan’ın Osmanlı hâkimiyetine girmesi ve Yavuz Sultan Selim tarafından 1516’da fethedilen Halep önemli bir ticaret merkezi hâline geldi. Özellikle Avrupalı tüccarların yönü Şam’dan Halep’e döndü. 1548’den itibaren belli aralıklarla Venedik, Fransa ve İngiltere, Halep’te konsolosluk açtı (Fotoğraf 3).

 

  1. Fotoğraf 2: Ulu Camii Savaş Öncesi ve Şimdi

    Avrupa’dan yünlü kumaş ve gümüş getiren tüccarlar, mallarını burada Hint baharatıyla değiştiriyorlardı. Ancak asrın sonlarında Avrupalı tüccarların aradıkları başlıca ürün İran ipeği hâline gelecekti. 17. yüzyıl Halep için nüfusunun ve ticaret kaynaklı zenginliğinin en yüksek seviyeye ulaştığı dönemdi. Bu yüzyıl başlarında Halep’te 355 han, çok sayıda dükkân ve bedesten olup, buralarda her türlü mal bulunmaktaydı. Ancak buzenginlik devri sadece bir asır sürdü. Ticari zenginliğin temel kaynağı İran ipeğiydi. İran’dan Halep üzerinden kervanlarla getirilen ipek, Akdeniz üzerinden gemilerle Avrupa’ya taşınıyordu. Safevi Devleti’nin dağılmasıyla İran ipeğinin kalitesi düştü. Bu durum Avrupalı ipek müşterilerini başka kaynaklar ve yollar aramaya sevk etti. Artık kervanlar Halep’ten geçmeyecekti. 19. yüzyılda Suriye bölgesindeki iki şehrin, Şam ve Beyrut’un hızlı yükselişi karşısında direnemeyen Halep, iktisadi ve siyasi olarak sarsıldı. Kısa bir süre sonra da Birinci Cihan Harbi’nin ayak sesleri işitilmeye başlayacaktı. 1918 Ekim’inde İngiliz ve isyancı Arap kuvvetleri Osmanlı birliklerini geri çekilmeye zorlayacak ve Halep, 23Ekim’de Faysal el-Hâşimî idaresindeki krallığa katılacaktı. Böylece 402 yıllık Osmanlı hâkimiyeti sona ermiş oldu.

    Birinci Dünya Savaşı öncesinde Halep, İstanbul ve Kahire’den sonra Osmanlı coğrafyasının üçüncü büyük şehriydi. Onca yıkıma ve yağmaya rağmen topraklarından varlık göstermiş medeniyetlerden yüzlerce iz barındırıyordu (Fotoğraf 4). 402 yıl kadarOsmanlı’nın elinde bulunan Halep şehrini dini, ticari, askeri ve eğitim yapılarıyla donatarak,refah içinde yaşanan tam bir Osmanlı şehri haline getirdiğini kanıtlamıştır. Bugün de Suriyelilerin Osmanlı İmparatorluğu ve Türklere karşı çok fazla sevgi ve minnet duygusu içinde oldukları söylenebilir. Çünkü bugün bile Halep halkı, Osmanlı mirası olan bu mimari eserleri kullanarak hayatlarına devam etmekte iken son yıllarda yaşanan acımasız savaşta sadece bu kadim şehir değil büyük bir insanlık mirası da ağır yara aldı. Aslında bu bizim, hepimizin, insanlığın günahı… Sizce de öyle değil mi?

     Fotoğraf 4: Halep Sokakları Savaş Öncesi ve Şimdi

    Halep’in geçmişinin geleceğe aktarılması için, çatışmaların halen daha sürdüğü buşehirde bulunan Mimarlık Fakültesi’nde de çalışmalar başlamış durumdaymış. İşin uzmanı mimar, mühendis, arkeolog ve diğer kişiler şehirin soykırıma uğramaması için buçalışmaları ivedilikle gerçekleştirmesini umuyoruz. Goethe Enstitüsü’nün de çalışmalaradestek verdiği bu organizasyonda amaç Halep’in, UNESCO Dünya Kültür Mirası listesine girmesini sağlayan karakteristik özelliklerini mümkün olduğunca koruyabilmek vegeleceğe, gelecek nesillere “mimari soykırıma” en az kayıpla karşılaşmış bir şehir bırakmak…

Osman Zeki ŞAHİN, Y. Mimar
osmanzekisahin@yandex.com
pinterest.com/osmanzekisahin
instagram.com/osmanzsahin
tripadvisor.com.tr/Profile/ozekisahin

 

Pin It on Pinterest