#MutluŞehirlerMutluİnsanlar

#MutluŞehirlerMutluİnsanlar

nedir bu Mutluluk?
Aristoteles’e göre, “İnsanın işlevi belirli bir yaşam türünü yaşamaktır,  bu aktivite rasyonel bir ilkeyi ima eder,  iyi bir insanın işlevi bunların iyi ve asil performansıdır. Eğer herhangi bir eylem iyi gerçekleştirildiğinde, uygun mükemmellik ile uyumlu olarak gerçekleştirilir: Bu durumda o zaman mutluluk, erdeme uygun olarak ruhun bir aktivitesi olarak ortaya çıkar.” diye açıklar. Sonuçta, çoğu insanın verdiği her kararın özünde mutluluk yatıyor. Sigmund Freud’un dediği gibi, “mutlu olmak ve öyle kalmak isteyenler; mutluluk için çaba gösterirler.”

Tabii ki, mutluluk bizim arzumuz değil, kendi içinde onu bir ilke hedefi haline getirip değerli ve sürekli kılmamızdır. Ama gerçek şu ki mutlu duygular iyi bireylerin ve iyi toplumun her ikisi içinde iyidir. Yaşamlarında daha fazla aktiviteye yer veren, keyfin merkezinde olan ve mutlu olduklarını söyleyen insanların beyinleri daha az stres hormonları üretirler. Bu insanlar daha az hastalanırlar, daha uzun yaşarlar, daha iyi uyku, daha az psikolojik travma doğuran sorunlar ve sonuçta; işte daha üretken kişiler haline gelirler. Şehir planlayıcıları, mimarlar ve inşaatçılar için değerli bir hedef olmalı ve bu da içerisinde Mutluluğun var olduğu sorusu olmalı! İnsanları şehirlerde mutlu eden şey nedir? Olumlu keyif ile olumsuz acının toplamı mı? Zenginlik mi? Güvenlik ve emniyet mi? Sağlık mı veya anlamlı bir iş mi?

peki Şehir nedir?
Şehirleri mutlu etmenin nasıl daha en iyi olacağı hakkında birçok görüşler var. Ancak, bunun içine girmeden önce, şehrin özünü hatırlatmak önemlidir. William Shakspeare’in dediği gibi, “şehir nedir, acaba halk mıdır şehir?” ve ayrıca şehirlerin boş binalar, altyapı, yol ve benzeri olmadığını Edward Glaeser’in  Şehrin Zaferi adlı kitabında açıkladığı gibi,  “şehirler yapılardan ibaret değil; şehirler insandır.”

Bu nedenle şehirlerin mutluluğunu arttırmak için yapılacak  olan planlamaların merkezinde insan odaklı, onların refahı ve ihtiyaçlarına cevap verebilecek şekilde olmalıdır. Bu özellikle çok önemlidir, çünkü Birleşmiş Milletler (BM) raporuna göre 2050 yılına kadar dünya nüfusunun %68’inin şehirlerde yaşayacağı öngörülmüştür. Bu da insanların ileride daha fazla risklerle karşı karşıya geleceğinin göstergesidir. Nihayetinde şehirler; sosyal refah, sağlık, ticaret ve diğer alanlara fayda sağlayan yığılma ekonomileridir. Bizler şehirlerin sunmuş olduğu bu planlama fırsatlarını en verimli şekilde kullanıp en azından bunu o şehrin insanları için yapmalıyız. Çünkü, şehirlerin yöneticileri planlanacak bu yeni alanlarda şehrin gelişim ihtiyacını kabul edip finansal, insani ve doğal kaynaklar açısından şehri daha verimli bir şekilde yönetilmesi amaçlanmıştır. İşte akıllı şehir kavramı özellikle bu tür faaliyetler için teknolojinin sonuna kadar kullanıldığı bir yaklaşımdır. Gerçekten akıllı bir şehir, daha iyi bir yaşam kalitesi için daha az maliyetli teknolojiyi kullanmanın yeni yollarını arayan, merkezinde insan refahı ve mutluluğunun geniş bir kapsamı ve süreçlerin iyileştirilmesinde yenilikleri takip eden yeni ürünleri geliştirir. Örneğin, T.C. Sağlık Bakanlığının 112 Acil Yardım Butonu uygulamasını kullanarak acil durumlarda sizin ya da yakınlarınızın yaşadığı veya çevrenizde gerçekleşen acil müdahale gerektiren bir olayda acil servisi haberdar edebilir ve uygulamanın göndereceği konum bilgisiyle, şehrinizde size en kısa sürede ulaşılmasını sağlayabilirsiniz. Diğer bir örnekte, T.C. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Yol Gösteren  uygulaması ile İBB Trafik Kontrol Merkezi bünyesinde toplanan veriler ışığında, mobil uygulama kullanıcılarının zaman, maliyet ve erişilebilirlik açısından kendileri için en uygun ulaşım tercihlerini yapabilmesi, şehir trafiğine ilişkin tüm detaylardan ve anlık gelişen olaylardan haberdar edilerek seyahatlerine rehberlik edilebilmesi ve mevcut ulaşım ağının sürücüler tarafından verimli kullanılabilmesi ve sonuçta insanların trafik stresinden arınarak mutlu olmaları sağlanmaktadır (Dilek vd., 2017).

Son yıllarda halk sağlığı uzmanları arabaya bağımlı bir yaşam tarzının sebep olacağı sedanter sağlık tehlikeleri için uyarılar yapmaktadır. Bu nedenle şehir yöneticileri de bunun farkına varmalı ve insanların iyi hissetme faktörüne dikkat etmeleri buna karşı önlem almaları gerekiyor. Bunun önlemini almak için ilk iş insanları yürütmekten ya da bisiklete binmekten başlatmalıdır. İstanbul’da yaşamaya ve çalışmaya devam eden insanlar,  sürücüler veya transit kullanıcılardan daha fazla sevinç, daha az korku ya da öfke ve üzüntü hissettiğini haberlerde sıkça duymaktayız. Bizler gözlerimizle ve diğer ifadelerimizle, genellikle farkında olmadan iletişim kurarız. Nedeni ise, birbirimizin yüzünü okuyabildiğimizde daha iyi olma eğiliminde olmamızdır. 

Özel taşıt ulaşımının daha az tercih edildiği şehirlerde; iyi kurgulanmış ve yüksek kaliteli yaya, bisiklet ve toplu taşıma ağları bulunmaktadır. Şehirler, bisiklet ulaşımını elverişli ve güvenli hale getirerek bisiklet kullanımını arttırabilir ve dolayısıyla kazalara bağlı yaralanmaları azaltabilirler. Bisiklet kullanımının daha yaygın olduğu Amerika ve Avrupa şehirlerinde trafik çarpışma oranları daha düşüktür. Bu şehirlerde aynı zamanda başarılı bir şekilde uygulanmış bisiklet altyapısı, devamlılık gösteren yollar ve kompakt bir şehir yerleşimi dikkat çekmektedir (Marshall ve Garrick, 2011). Diğer taraftan, Çin ve Hindistan gibi ülkelerde, yolların otomobillerce işgal edilmesi sonucu bisikletin daha tehlikeli bir ulaşım şekli haline gelmesiyle birlikte bisiklet kullanımının düşmekte olduğu da bilinmektedir (Yan vd., 2011). 

Şehirlerde yaya ve bisiklet yollarının fazla olması, yürümenin ve bisiklete binmenin insan sağlığına pozitif etki etmesi sonucunu doğurur. Tabi ki, sokakların ve caddelerin güvenli ve ilgi çekici olması insanları iyi hissettirir ve mutlu eder. Mesela,  T.C. Konya Büyükşehir Belediyesi ilde bisikletin daha fazla ve güvenli kullanımı için bisiklet yolları yapımını sürdürmekte, yoğun trafikte bile bisiklet ile ulaşımı emniyetli hale getirmek amacıyla bugüne kadar 447 kilometre ayrılmış bisiklet yolu ile çok sayıda bisiklet parkı oluşturmuştur. Sonuçta Konya’da bisiklet kullanan sayısı 600 bini geçmiştir (resim 1).

sedanter: fiziksel aktivitenin olmadığı

Resim 1. http://www.konya.bel.tr/haberayrinti.php?haberID=4831

  • Yayalar ve bisikletliler için daha güvenli bir şehir modeli oluşturmak sadece yolların iyileştirilmesi şeklinde algılanmamalıdır. Kentsel tasarım, yolculukların gerçekleştiği mekânların da güvenliğinin arttırılmasında önemli bir rol oynamaktadır. Şehirler; daha fazla insanın yaya olarak hareket etmesine, bisikleti ve toplu taşımayı kullanmasına imkân tanıyan ve motorlu taşıtla gerçekleşen gereksiz yolculukları sınırlandıran bir şehrin gelişimini destekleyebilir. Motorlu taşıt, bisiklet ve yaya trafiğinin bir arada olduğu yollarda bütün yol kullanıcılarının ihtiyaçları dikkate alınmalıdır. Aslında hemen hemen bütün yolculuklar yaya olarak başlar ve biter. Bu nedenle insanların mutlu olması için yapılacak tüm dokunuşlar bu geçiş güzergâhlarında şehir yöneticileri tarafından rahatlıkla yapılabilir:
  • Yayaları, bisikletlileri, toplu taşıma ve otobüs yolcularını mevcut fırsat ve kaynaklar hakkında bilgilendirerek,
  • Yaşam alanlarını planlarken ve tasarlarken “güvenlik ve mutluluk herkes için” yaklaşımını benimseyerek; kavşakları yeniden tasarlarken bütün yol kullanıcılarının güvenliğini gözetmeli, mağaza ve hizmet binalarının olduğu yerlere ve yaya çarpışmalarının en sık yaşandığı noktalara odaklanmalı, yayaların tavsiyeleri doğrultusunda belirlenen noktalara kent mobilyaları (oturma elemanları) yerleştirmeli,
  • Sağlıklı yaşamı ve sosyalleşmeyi teşvik eden fırsatlara erişilebilirliği arttırılmalıdır. Bütün gruplara hitap eden, herkes için erişilebilir parklar; bisiklet ve yürüyüş yolları, yüzme havuzları, plajlar, rekreasyon ve aktivite alanlarına yönelik çalışmaları arttırılmalı. Bütün kullanıcılara hitap eden sağlıklı yaşam ve rekreasyon programları sunulmalıdır.

Bu pozitif sosyalliği kolaylaştırmaya yardımcı olan şehirleri ve çözümlerini Mutluluğu önemseyerek, inşa etmeliyiz. Bunu hem sanattan hem de bilimden faydalanarak yapmalıyız. Mimarlık, kentsel tasarım, kamusal alanlar ve ulaşım sistemlerini hep birlikte tek olarak planlarsak; insanları düşündüğümüzü, onları hissettiğimizi ve çoğunun davranışlarının farkında olduğumuzu bilmelidirler. Kötü haber şu ki, aslında birçok şehirde bu düşündüğümüz gibi yapılmamaktadır. Planlanan şehirlerde yollar, resmi binalar, etrafında tamamen evlerin olduğu özel otoparklı, işyerleri, dükkanlar ve rekreasyon alanları (!) hayatımız gibi farklı bölgelere ayrılmıştır. 

Sonuçta yeni yayımlanan, BM Dünya Mutluluk Raporu 2019’a baktığımızda Finlandiya’nın birinci Türkiye’nin ise 79. sırada olduğunu görmekteyiz (resim 2). Bunun nedenlerinin neler olduğunu hep beraber düşünüp kendimize sormalıyız ki #mutluolalım.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) hazırlamış olduğu son yayınlanan verilere göre, Türkiye’de mutluluk düzeyi en yüksek olan iller belli oldu. Tüik verilerine göre, birinci sırada Sinop ikinci sırada ise Afyonkarahisar var. Sinop’un mutluluk düzeyi yüzde % 77,66 olarak belirlendi. Son sırada ise Tunceli ilini görmekteyiz. Ülkemizin en büyük metropollerinin  sıralamadaki yerleri ise, İstanbul’un 50., Ankara’nın 64. olduğu görmekteyiz (resim 3). 

 

Resim 3. https://twitter.com/dogru_veri/status/981500938006532096

Paylaşılan şehir kavramı, kentsel tasarımın bize geri dönmemiz için yardımcı olacağını düşünmekteyim. Düşüncelerimizde bu ortamların güvenli ve rahat olduğunu hissettiğimiz an bizler için gerçekten çok önemlidir. Hayata daha fazla güven ve empati duyarsak şehirlerimiz gerçekten yaşanılabilir hale gelecektir. Üstelik şimdi bireyler için komşularla ve diğer yabancı insanlarla işbirliği içinde çalışmak her zamankinden daha kolaydır. Çünkü insan memnuniyetinin en büyük eseri diğer insanlarla işbirliği içinde çalışmakta yatar.

Bütün binalarımızın, kamusal alanlarımızın ve hareketli sistemlerimizin sosyal hayatımızı nasıl etkilediğine dikkat etmek zorundayız. Geçtiğimiz yarım yüzyıl boyunca şehirlere verilen zararı geri almamıza yardımcı olacak kanıtlar ortadadır. Bu kanıtlar gerçeği kabul eden şehirler inşa etmemize yardımcı olacaktır: sosyal açıdan zengin şehir, sürdürülebilir yeşil şehir ve de en önemlisi tüm paydaşları ile MUTLU şehir

Pin It on Pinterest